Şunu net söyleyeyim: yapay zekâyla neredeyse her şey yapılabilir. Ben buna inanıyorum, ve karşı çıkanlarla aynı safta değilim. Benim derdim başka. Derdim, bu işi kolaymış gibi anlatanlarla.
İki cümle arasındaki fark
"Yapay zekâyla bunu yapabilirsin" cümlesi doğru.
"Yapay zekâyla bunu beş dakikada yaparsın" cümlesi genelde yalan.
Aradaki mesafe, işin tamamı.
Bir sohbet asistanı kurmak bugün kolay. Birkaç tıkla oluyor. Ama iyi bir sohbet asistanı kurmak — müşterinin gerçekten sorduğu soruları anlayan, bilmediğinde uyduran değil susan, senin ağzınla konuşan, yanlış cevapta neyi yapacağı belli olan bir asistan — bambaşka bir iş.
Birincisi bir demo. İkincisi bir ürün. İnternette gösterilen neredeyse her şey birincisi.
Demo yapmak kolaylaştı. Dayanıklı bir şey yapmak hiç kolaylaşmadı.
Zor kısım nerede başlıyor
Zor kısım, ilk çıktının alındığı yerde başlıyor. Yani tam da videoların bittiği yerde.
- Yanlış cevap verdiğinde ne olacak? Bir asistan bilmediği bir şeye cevap uydurduğunda müşteriyi kaybedersin. Bunu engellemek, asistanı kurmaktan uzun sürüyor.
- Senin ağzınla mı konuşuyor? Standart çıktılar tanınıyor. İnsanlar "bunu makine yazmış" dediği anda güven düşüyor.
- Yüz kere çalışıyor mu, bir kere mi? Bir örnekte iyi sonuç almak tesadüf olabilir. Aynı işi yüz kere aynı kalitede yapmak sistem işi.
- Bozulduğunda kim fark edecek? Sessizce kötüleşen bir sistem, hiç çalışmayan bir sistemden daha tehlikeli.
Bu dört soruya cevabı olmayan her kurulum bir demo. Demo satmak kolay, çünkü kimse dördüncü haftayı görmüyor.
Neden bunu bu kadar önemsiyorum
Çünkü kolay gösteren anlatım, işletme sahibini iki kere yakıyor.
Birinci yanma: adam "bu kadar kolaysa ben de yaparım" diyor, bir hafta uğraşıyor, yarım bir şey çıkıyor, bırakıyor. Sonuç: yapay zekânın kendisine küsüyor.
İkinci yanma: birine para verip yaptırıyor, gelen şey demo kalitesinde çıkıyor, üç ay sonra kimse kullanmıyor. Sonuç: bu sefer sektöre küsüyor.
İkisinde de kaybeden aynı insan. Ve bir daha ikna etmek çok zor oluyor. Ben genelde o "bir daha" aşamasında karşılaşıyorum insanlarla.
İyi haber: bu işi zaten bilen kazanıyor
Yapay zekânın en çok işe yaradığı yer, işini zaten bilen insanın eli.
Çünkü çıktıyı değerlendirebiliyor. Pazarlamacı, gelen metnin iyi mi kötü mü olduğunu anlıyor. Muhasebeci, gelen tablonun yanlış olduğunu görüyor. Usta, gelen tasarımın uygulanabilir olmadığını fark ediyor.
İşi bilmeyen için ise her çıktı aynı derecede parlak görünüyor. Bu yüzden yapay zekâ, bilgisizliği kapatmıyor — bilgiyi çarpıyor. Sıfırla çarpınca sonuç yine sıfır.
Bir aracı ya da hizmeti değerlendirirken şunu sor: "Bu, yanlış yaptığında ne oluyor?" Cevap veremiyorlarsa, hiç düşünmemişler demektir. İyi kurulmuş her sistemin, yanlış yaptığı anda ne yapacağına dair yazılı bir cevabı vardır.
Benim yaklaşımım
Ben yapay zekâyı bir işi yerine getiren şey olarak değil, bir işi tekrar edilebilir hâle getiren şey olarak kullanıyorum.
Yani şunu sormuyorum: "Bunu yapay zekâ yapabilir mi?" Şunu soruyorum: "Bu iş bende iyi çalışıyor. Aynı kaliteyi yüz kere, ben orada olmadan da nasıl alırım?"
Bu soru başka bir yere götürüyor. Önce işi elle yapmayı, sonra adımları yazmayı, sonra hangi adımın makineye verileceğine karar vermeyi gerektiriyor. Sıkıcı bir yol. Ama sonunda gerçekten çalışan bir şey kalıyor geriye.
Kısaca
Yapay zekâ güçlü. Ama gücü, kullananın zanaatına bağlı. Kolay diyenler henüz zor kısma gelmemiş olanlar. Zor kısma gelenler ise genelde daha az konuşuyor, çünkü hâlâ uğraşıyorlar.